25 Kasım 2011 Cuma

teknoloji bana biraz insaf et...

bilgisayarım bozulalı aylar geçti. tamir edilecek gibi değildi, hemen de yenisini alamadık. bu süre içinde internet aboneliğimi geçici bir süreliğine dondurdum. 17 kasım doğum günümdü. canım kocacım, bana yeni bir notebook almış, sağolsun var olsun. internet tekrar açıldı ama o da ne eski bilgisayarımı çalıştıran modem bu alete olmadı. çok saçma ama olmadı. yeni modem araştırıldı, alındı. ama o da nesi, bu modem de kurulamadı bir türlü. iki gün uğraştım, aldığım yerde servis ücreti istedi gelip kurmaya. çok sinir oldum onlarada zaten. halbuki, modemi satmaya çalışırken ne kadar da yardımcı oldular, bir güleryüz, bir yardımseverlik... belkide bu iki günde modemin, telekomun, notebookun çağrı  merkezlerinde yarım günden fazla zaman geçirdim. bu faturaya nasıl yansıyacak, merak ve endişe halinde bekliyorum bakalım. sonuç olarak şu an internete bağlanıyorum evet ama özellikle kablosuz olarak aldığım modemden kablolu olarak... aslında o kadar kötü birr kullanıcı değilim ama bir aksiliktir gidiyor. velhasılı kelam, kendimi teknolojiden anlamayan, bizden bir veya iki önceki kuşaktan biri gibi hissediyorum. zaten geçen doğum günümün de bana hissettirdiği şey yaşımın korkunç bir süratle ilerlediği, bu karşı konulmaz gerçekle yüzyüze gelmenin getirdiği gerginlik oldu. her doğum günümde bu yüzden biraz buruk olur içim. günlük telaşlar içinde, günler birbirinin peşi sıra akıp giderken pek de farkına varamıyor insan. ancak bir sohbet içinde geçince, eski fotoğraflara bakınca, eski bir arkadaşla karşılaşınca kaçınılmaz sona yaklaşıldığının farkına varılıyor. hop bi dakka daha dün değil miydi üç tekerleki bisiklette gezdiğim günler. bu gün kızım benden üç tekerlekli bisiklet istiyor...

her neyse konuyu yine teknolojiye bağlamam gerekirse, bak teknoloji, bu aralar canım sıkkın, yaşlılık psikolojisi içindeyim, bir de sen bana kendimi yaşlı hissettirme nolursun, bana biraz insaf et...