yine gecenin sessizliği... yine burdayım.
başka türlü girme fırsatım olmuyor malesef.
evim şu an talan edilmiş, her her heryerde... eve biri anne diğeri bebek iki fare girse (allah korusun :) )sanırım anne fare yavrusunu kaybetse bulamaz bu dağınıklıkta :)) bu aralar zeynebe çok hikayeler uyduruyorum galiba, bu dağınıklığa bile içinde anne, bebek ve bir hayvan unsuru geçen yorum yapabilmeyi başardım... :))
bir yerde okumuştum, "eğer salonunuz oyuncaklardan dolayı dağınıksa, bir çocuğunuz olduğu için şükretmelisiniz" diyordu. şimdi evin bu haline bakınca içimi rahatlatan bir cümle oldu bu. ve allahım sana çoook şükürler olsun.
şimdi kalkmalı, bir yerden başlamalı...
aksi halde sabah bu dağınıklığa uyanmak üzerine su atılarak uyandırılmaktan da beter bir şey olacak...
bu günüme, aslında her günüme uyan ve de aslında tüüüüm anneleri anlatan bir not :
16 Eylül 2011 Cuma
15 Eylül 2011 Perşembe
şükür kavuşturana
oy oy, ne kadar çabuk geçivermiş zaman, koca bir yazı tüketip geldim. öyle uzunca bir tatile çıktığımı zannetmeyin, bir aylık bir yazlık kaçamağı, sonrasında çok ama çok güzel geçen ramazan ayı.. bir türlü fırsat bulup da paylaşımda bulunumadım. e artık hergün daha da cadaloz olan bir kızım da var tabi... ramazanda yazabilmeyi isterdim, gelen giden, yemekler, misafirlikler... öyle güzel geçti ki belki de eşim ve ben ve kızımız 3-4 gece yalnız yemek yedik, hep kalabalıktık. ramazanın tadı da böyle çıkıyor zaten. hayatımın en güzel ramazanı oldu belkide. inşallah rabbim seneye de bu mübarek ayı layığıyla yaşamamızı nasib eder.
derken günler bir birini kovaladı, bir bakmışım burayı unutmuşum. yazma ihtiyacı duydum da aklıma geldi, bi de şartlar el verdi, zira şu an bütün ev halkı uyuyor.
ben gece oturmayı sevenlerdenim. yanımda bitki çayım olsun, elimde kitabım olsun, sessizlik olsun, otururum da otururum. ben liseye giden bir gençkızken oturur walkman den kasetler dinler, radyo programlarını takip ederdim, sabaha kadar... şimdi gecelerim, gündüz yapmaya fırsat bulamadığım işlerimi yapmakla geçiyor. az önce, günlerdir dürülüp balkona dayanmış zavallı mutfak halımı yıkadım. :) ve buna benzer bir sürü işim var. olsun yine de seviyorum gece oturmayı, ne yapıyorsam yapayım, teleşsız yapmak güzel bir duygu, yorgunluk vermiyor bana.
bu arada gamzeli kelebeğim artık şakımaya başladı. derdini anlatabiliyor 2-3 kelimelik cümleler kuruyor, isteklerini, tepkilerini çok net ortaya koyuyor. kıyafetlerini kendisi seçiyor, giyeceği ayakkabıya karar veriyor. bazen çok saçma sapan oluyor ama çok şeker o halini görmek... memeden kestim, 1 ay oluyor. ne kadar sancılı bir süreç oldu, ki hala zaman zaman aklına geldiğinde psikolojik sancıları devam ediyor. özellikle uykudan kalkınca çok keyifsiz ve hırçın oluyor. ben iki yaşına kadar emzirme tarafatarıydım ama bir anda karar verip hemen bıraktırdım, ben bile nasıl oldu da bu kadar çabuk karar verip uyguladım şaşırıyorum. emzirmekten artık keyif almıyordum, hem de yeme konusunda sorunlar yaşadığımız için memeyi kesince daha iyi yer düşüncesiyle, bir anda oluverdi. meme artık pis oldu, sen büyüdün dedim. ağlamalarına dayanamayacağımı hissettiğim, hadi bırak emsin diye aklımın içinde düşüncelerin uçuştuğu, bir yandan da buna karşı koymak içik kendi kendime hayır hayır diye itiraz ettiğim benim açımdan da zor bir dönem oldu. ama malesef ağlaya ağlaya çaresizliği öğrendi sanırım... daha bu yaşta sana bu duyguları yaşattığım için çok üzgünüm bebeğim...
derken günler bir birini kovaladı, bir bakmışım burayı unutmuşum. yazma ihtiyacı duydum da aklıma geldi, bi de şartlar el verdi, zira şu an bütün ev halkı uyuyor.
ben gece oturmayı sevenlerdenim. yanımda bitki çayım olsun, elimde kitabım olsun, sessizlik olsun, otururum da otururum. ben liseye giden bir gençkızken oturur walkman den kasetler dinler, radyo programlarını takip ederdim, sabaha kadar... şimdi gecelerim, gündüz yapmaya fırsat bulamadığım işlerimi yapmakla geçiyor. az önce, günlerdir dürülüp balkona dayanmış zavallı mutfak halımı yıkadım. :) ve buna benzer bir sürü işim var. olsun yine de seviyorum gece oturmayı, ne yapıyorsam yapayım, teleşsız yapmak güzel bir duygu, yorgunluk vermiyor bana.
bu arada gamzeli kelebeğim artık şakımaya başladı. derdini anlatabiliyor 2-3 kelimelik cümleler kuruyor, isteklerini, tepkilerini çok net ortaya koyuyor. kıyafetlerini kendisi seçiyor, giyeceği ayakkabıya karar veriyor. bazen çok saçma sapan oluyor ama çok şeker o halini görmek... memeden kestim, 1 ay oluyor. ne kadar sancılı bir süreç oldu, ki hala zaman zaman aklına geldiğinde psikolojik sancıları devam ediyor. özellikle uykudan kalkınca çok keyifsiz ve hırçın oluyor. ben iki yaşına kadar emzirme tarafatarıydım ama bir anda karar verip hemen bıraktırdım, ben bile nasıl oldu da bu kadar çabuk karar verip uyguladım şaşırıyorum. emzirmekten artık keyif almıyordum, hem de yeme konusunda sorunlar yaşadığımız için memeyi kesince daha iyi yer düşüncesiyle, bir anda oluverdi. meme artık pis oldu, sen büyüdün dedim. ağlamalarına dayanamayacağımı hissettiğim, hadi bırak emsin diye aklımın içinde düşüncelerin uçuştuğu, bir yandan da buna karşı koymak içik kendi kendime hayır hayır diye itiraz ettiğim benim açımdan da zor bir dönem oldu. ama malesef ağlaya ağlaya çaresizliği öğrendi sanırım... daha bu yaşta sana bu duyguları yaşattığım için çok üzgünüm bebeğim...
8 Haziran 2011 Çarşamba
can dostum geliyooooooor...
herkesin bir çocukluk arkadaşı vardır. beraber oyunlar oynadığı, türlü türlü saçmalıklar yaptığı, katılana kadar güldüğü, düşüp ağladığı, kısacası çocukluğum deyince hemen aklına gelen bir kan kardeşi vardır. geriye dönüp o günleri hatırladığında özlemle burnunun direği sızlar.
benim de böyle bir arkadaşım, can dostum var. küçükken neler oynamazdık ki, neler yapmazdık ki... evcilikler, çamurdan pastalar, annelerimizin makyaj malzemelerini alıp makyaj yapmalar ( şebeğe dönerdik o ayrı :)) ),kılıktan kılığa girmeler, evden abur cubur alıp piknik yapmalar, ağaçlara tırmanmalar, birbirimizin evinde kalmalar, bağıra bağıra şarkı söylemeler, çoğu zaman uydurmalar... ve daha neler neler...
sonrasında ayrılmak zorunda kaldık. araya uzuuuuun kilometreler girdi. senede 1 kez görüşüyorduk artık, okula başlamıştık, okuma yazma öğrenmiştik, birbirimize mektuplar, kartlar yazar olduk. mektubumu gönderdikten sonra cevabın gelmesini nasıl heyecanla beklediğimi hatırlarım hala... bu mektuplaşmalar çok uzun bir zaman sürdü. ta ki teknolojiye yenilene kadar. sadece teknolojiyi de suçlamamak lazım. bizlerinde ihmali var tabiii...
ama nice çocukluk arkadaşlarım bu karşılıklı ihmaller sonucunda silindi hayatımdan sadece o günleri anımsadığımda hoş bir tebessüm olarak kaldılar. dostlukla arkadaşlık arasındaki fark burda başlıyor bence. dostsanız seneler de geçse, aranızda fikir ayrılıkları da olsa bir şekilde kalpler yolunu buluyor. güçlü bağları hiçbir kuvvet koparamıyor. zira benim can dostumla fikir ayrılıkları yaşadığımız bir dönem oldu, uzunca bir dönem doğru düzgün görüşemedik. ama birbirimizi görebildiğimiz o kısacık hafta sonunda birbirimize içimizi döktüğümüzde gözlerimizde o küçük kızları gördük, beraber ağlayan beraber gülen. o zaman anladık birbirimizin hayatındaki değerimizi.
işte bu can dostum geliyor. çok özlemişim beeee... şimdi çocuklar gibi şenim. planlar yapıyorum, oraya götüreyim, buraya götüreyim diye... önümüzdeki hafta burda olacak inşallah. çok mutluyum.
çok isterim gamzeli kelebeğiminde bir can dostu olsun. bizde kalsın onlarla kekler yapalım, oyunlar oynayalım... şimdilik bir elamız var, can dostu olma yolunda :) en kısa zamanda onu da tanıştırmalıyım size.
benim de böyle bir arkadaşım, can dostum var. küçükken neler oynamazdık ki, neler yapmazdık ki... evcilikler, çamurdan pastalar, annelerimizin makyaj malzemelerini alıp makyaj yapmalar ( şebeğe dönerdik o ayrı :)) ),kılıktan kılığa girmeler, evden abur cubur alıp piknik yapmalar, ağaçlara tırmanmalar, birbirimizin evinde kalmalar, bağıra bağıra şarkı söylemeler, çoğu zaman uydurmalar... ve daha neler neler...
sonrasında ayrılmak zorunda kaldık. araya uzuuuuun kilometreler girdi. senede 1 kez görüşüyorduk artık, okula başlamıştık, okuma yazma öğrenmiştik, birbirimize mektuplar, kartlar yazar olduk. mektubumu gönderdikten sonra cevabın gelmesini nasıl heyecanla beklediğimi hatırlarım hala... bu mektuplaşmalar çok uzun bir zaman sürdü. ta ki teknolojiye yenilene kadar. sadece teknolojiyi de suçlamamak lazım. bizlerinde ihmali var tabiii...
ama nice çocukluk arkadaşlarım bu karşılıklı ihmaller sonucunda silindi hayatımdan sadece o günleri anımsadığımda hoş bir tebessüm olarak kaldılar. dostlukla arkadaşlık arasındaki fark burda başlıyor bence. dostsanız seneler de geçse, aranızda fikir ayrılıkları da olsa bir şekilde kalpler yolunu buluyor. güçlü bağları hiçbir kuvvet koparamıyor. zira benim can dostumla fikir ayrılıkları yaşadığımız bir dönem oldu, uzunca bir dönem doğru düzgün görüşemedik. ama birbirimizi görebildiğimiz o kısacık hafta sonunda birbirimize içimizi döktüğümüzde gözlerimizde o küçük kızları gördük, beraber ağlayan beraber gülen. o zaman anladık birbirimizin hayatındaki değerimizi.
işte bu can dostum geliyor. çok özlemişim beeee... şimdi çocuklar gibi şenim. planlar yapıyorum, oraya götüreyim, buraya götüreyim diye... önümüzdeki hafta burda olacak inşallah. çok mutluyum.
çok isterim gamzeli kelebeğiminde bir can dostu olsun. bizde kalsın onlarla kekler yapalım, oyunlar oynayalım... şimdilik bir elamız var, can dostu olma yolunda :) en kısa zamanda onu da tanıştırmalıyım size.
bir kıvılcım düşer önce büyür yavaş yavaş
bir bakarsın volkan olmuş yanmışsın arkadaş
dolduramaz boşluğunu ne ana ne kardaş
bu en güzel bu en sıcak duygudur arkadaş
ortak olmak her sevince her derde kedere
ve yürümük bir ömür boyu beraberce el el
olmasın hiç o taaa içten gülen gözlerde yaş
bir gün gelip ayrılsak bile seninle arkadaş
7 Haziran 2011 Salı
kartepede iki çiçek bir böcek...
geçtiğimiz hafta sonu kartepeye gittik. haftalar öncesinden alınmış bir indirim kuponumuz vardı. şu her gün değişik markaları, değişik mekanları çok cazip indirimlerle sunan sitelerden aldığımız kupon. bu da ayrı bir konu aslında. çok fena bağımlısı oldum bu sitelerin, uygun bir zamanda bu konuyu da işlemek istiyorum. neyse, haftasonu tatilimize gitmeyi kesinleştirdiğimiz gün o hafta sonu için rezervasyon yaptırdık. havanın çok güzel olacağını düşünerek.

hazırlıklarımızı yaptık, gamzeli kelebeğimle gezmeye giderken yanıma alacağım kıyafetlere karar vermekte hep zorlanıyorum. bi kere her türlü ihtimali düşünmek durumundayım. hava sıcak olursa bi takım, o takım kirlenirse bi takım daha, soğuk olursa bi takım o kirlenirse bi takım daha, terlerse yedek atlet, önlük vs... öyle ki hem yazlık yağmurluğunu hem kışlık montunu, hem de polar şalını aldım :))
cumartesi sabahı, dağa tırmanırken geçeceğimiz güzel yerleri gezmek ve maşukiyede güzel bir kahvaltı yapmak için erkenden kalktık.hava berbat, biz de hayal kırıklığı... zeynebin gezmeye gitme sevincine yağmurun damlaları eşlik ediyor... havanın gittikçe açılacağını umut ettik ama malesef... yağmur, yağmur yağmur... ve daha sonrasında dağa tırmanışta sis... çok zor oldu tırmanış, göz gözü görmüyordü, keza inişte de...
tam zirvede hava çok güzeldi, evet serindi ama ne yağmur ne sis vardı. ve zeynep çok mutluydu. bizim içinde hava şartlarının kötü olması artık birşey ifade etmiyordu.
bulutların üstünde akşam yemeği... çok güzeldi.. manzaraya doyasıya baktım, güneş hemen kayboluverdi, ama bu manzaranın keyfi yemek boyunca sürdü. çok güzel bir kaçamak oldu. hava da güzel olsaydı daha da güzel olabilirdi... yapmayı düşünüp yapamadığımız bir çok şey oldu ama çok güzel dinlendik ve çok memnun kaldık. umarım tekrar bu mekanın indirimli halini yakalayabiliriz, hem de güzel havada :)))
hazırlıklarımızı yaptık, gamzeli kelebeğimle gezmeye giderken yanıma alacağım kıyafetlere karar vermekte hep zorlanıyorum. bi kere her türlü ihtimali düşünmek durumundayım. hava sıcak olursa bi takım, o takım kirlenirse bi takım daha, soğuk olursa bi takım o kirlenirse bi takım daha, terlerse yedek atlet, önlük vs... öyle ki hem yazlık yağmurluğunu hem kışlık montunu, hem de polar şalını aldım :))
cumartesi sabahı, dağa tırmanırken geçeceğimiz güzel yerleri gezmek ve maşukiyede güzel bir kahvaltı yapmak için erkenden kalktık.hava berbat, biz de hayal kırıklığı... zeynebin gezmeye gitme sevincine yağmurun damlaları eşlik ediyor... havanın gittikçe açılacağını umut ettik ama malesef... yağmur, yağmur yağmur... ve daha sonrasında dağa tırmanışta sis... çok zor oldu tırmanış, göz gözü görmüyordü, keza inişte de...
tam zirvede hava çok güzeldi, evet serindi ama ne yağmur ne sis vardı. ve zeynep çok mutluydu. bizim içinde hava şartlarının kötü olması artık birşey ifade etmiyordu.
bulutların üstünde akşam yemeği... çok güzeldi.. manzaraya doyasıya baktım, güneş hemen kayboluverdi, ama bu manzaranın keyfi yemek boyunca sürdü. çok güzel bir kaçamak oldu. hava da güzel olsaydı daha da güzel olabilirdi... yapmayı düşünüp yapamadığımız bir çok şey oldu ama çok güzel dinlendik ve çok memnun kaldık. umarım tekrar bu mekanın indirimli halini yakalayabiliriz, hem de güzel havada :)))
kremalı mantar çorbası...
ben mantarı çok seviyorum, her türlüsünü seve seve seve yerim. çorbasını da çok severim ama evde hiç kendim yapmamıştım. dün ilk defa kremalı mantar çorbası yaptım. herşeyi beğenmeyen sevgili kocacım da bayıldı resmen... gamzeli kelebeğim de seve seve içti. ohhh yarasıııın :)
tarifim ise şöyle:
göz kararı mantar ( yaklaşık 150-200 gr)
2 kaşık un
2su bardağı süt
4 yemek kaşığı krema
bir tutam dere otu
yağ ve tuz...
önce mantarları çok güzel yıkıyoruz, küçük küçük doğruyoruz. 2 bardak suda haşlıyoruz.
diğer taraftan unu yağda kavuruyoruz. topaklanmamasına dikkat ederek sütü ve mantarları haşladığımız suyu ekliyoruz. karıştırıp mantarları da ekliyoruz. kıvamını bulana kadar kaynatıyoruz. ocaktan almaya yakın kremayı ve dere otunu ekliyoruz. tabi tuzu unutmuyoruz.
nefis bir lezzet, tavsiye edilir... fotoğraf çekemeden bitirdik. :)
sık yapılan çorbalarıma ekledim.. :))
sevgiler...
tarifim ise şöyle:
göz kararı mantar ( yaklaşık 150-200 gr)
2 kaşık un
2su bardağı süt
4 yemek kaşığı krema
bir tutam dere otu
yağ ve tuz...
önce mantarları çok güzel yıkıyoruz, küçük küçük doğruyoruz. 2 bardak suda haşlıyoruz.
diğer taraftan unu yağda kavuruyoruz. topaklanmamasına dikkat ederek sütü ve mantarları haşladığımız suyu ekliyoruz. karıştırıp mantarları da ekliyoruz. kıvamını bulana kadar kaynatıyoruz. ocaktan almaya yakın kremayı ve dere otunu ekliyoruz. tabi tuzu unutmuyoruz.
nefis bir lezzet, tavsiye edilir... fotoğraf çekemeden bitirdik. :)
sık yapılan çorbalarıma ekledim.. :))
sevgiler...
4 Haziran 2011 Cumartesi
herşey güzel olacak....
merhabalar...
uzunca bir zamandır kendime bir blog açmaya niyetlenmiştim. kısmet bugüneymiş. :)
önceden günlük tutardım, birkaç sene öncesine kadar... şimdilerde yaşam telaşı, koşuşturmaca, günlük rutinler içinde kendimi yatağa zor atar hale geldiğim için günlüğümü de geri kalan boş sayfalarıyla rafa kaltırdım haliyle... bu blog benim yeni günlüğüm olsun, yepyeni, mis gibi, sıcacık biir başlangıç olsun...
gamzeli kelebeğim zeynebimle hergün yeni birşeyler öğrenmenin keyfi, yeni deneyimler yaşamanın merakı, bolca kahkaha ve mutlu haberler, dertlerimizi sıkıntılarımızı paylaşmanın getireceği rahatlık... pek yakındaaa... :)
hayat felsefem, HERŞEY GÜZEL OLACAK.... umarım hep güzel şeyler olur, herkesin hayatında...
uzunca bir zamandır kendime bir blog açmaya niyetlenmiştim. kısmet bugüneymiş. :)
önceden günlük tutardım, birkaç sene öncesine kadar... şimdilerde yaşam telaşı, koşuşturmaca, günlük rutinler içinde kendimi yatağa zor atar hale geldiğim için günlüğümü de geri kalan boş sayfalarıyla rafa kaltırdım haliyle... bu blog benim yeni günlüğüm olsun, yepyeni, mis gibi, sıcacık biir başlangıç olsun...
gamzeli kelebeğim zeynebimle hergün yeni birşeyler öğrenmenin keyfi, yeni deneyimler yaşamanın merakı, bolca kahkaha ve mutlu haberler, dertlerimizi sıkıntılarımızı paylaşmanın getireceği rahatlık... pek yakındaaa... :)
hayat felsefem, HERŞEY GÜZEL OLACAK.... umarım hep güzel şeyler olur, herkesin hayatında...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

